{"title":"SİYASİ PARTİLERE DEVLET YARDIMI: TÜRKİYE ÖRNEĞİ","authors":"Şahap Kaymak, Ömer Keskinsoy","doi":"10.21492/inuhfd.1431802","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1431802","url":null,"abstract":"Siyasi partiler kuruluş ve teşkilatlanmalarının yanı sıra faaliyetlerini sürdürebilmek için de mali kaynağa gereksinim duyarlar. Partiler söz konusu finansman ihtiyacını çeşitli gelir unsurlarından sağlamakla birlikte bu unsurların başında devlet yardımı gelmektedir. Dünyada siyasi partilere devlet yardımı dağıtımında belirli ilkeler ve asgari eşik değerler esas alınmaktadır. Ancak, her ülke farklı nedenlerle devlet yardımına yönelik çeşitli düzenlemeler yapmaktadır. Türkiye’de de 1961 Anayasasında 1971 yılında yapılan değişiklikten günümüze kadar siyasi partiler devlet yardımından yararlanmıştır. Dağıtım kriterleri ise hep tartışılagelmiştir. 1982 Anayasasında dağıtım kriterlerinin anayasada düzenlenmesi bu tartışmaları sonlandırmamıştır. Hükûmet etme işlevini üstlenen siyasi partilerin var olan konumlarını kullanarak sübjektif amaçlar doğrultusunda yasal değişiklikler yapmaları devlet yardımının etkinliğinin sorgulanmasına neden olmuştur. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçiş ile de demokrasi, siyasal rekabet ve eşitlik gibi ilkeler bağlamında mevcut durumun yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, Anayasanın 68. maddesinde yapılacak değişiklik ile demokratik bir rejime uygun nesnel kurallara dayalı bir devlet yardımı sisteminin kurulması gereklidir. Çalışmanın temel amacı, Türkiye’deki hâlihazırda sorunlu olan devlet yardımı sisteminin revize edilmesi gerekliliğini ele almaktır.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"35 6","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-06-14","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"141340474","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"KIYMETLİ EVRAKTA İŞ ve TATİL GÜNLERİ","authors":"Ozan Can, Ayşe Çakır","doi":"10.21492/inuhfd.1468409","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1468409","url":null,"abstract":"Kıymetli evrak hukukunda iş ve tatil günlerinin belirlenmesi kambiyo senetleri bakımından büyük bir önem arz etmektedir. Zira kanun koyucu, poliçede kabul için ibraz ve kabul etmeme halinde kabul etmeme protestosu düzenleme veya poliçe ve bonoda ödeme için ibraz ve ödememe halinde ödememe protestosu düzenleme için belirli zamanlar öngörmüş ve öngörülen bu zamanların tatil günlerine rastlaması ihtimalinde sorunun çözümüne yönelik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) hükümler tahsis etmiştir. Ayrıca çekin ödenmesi için ibraz edilmesi yahut ödenmemesi durumunda ödenmeme durumunun tespitinin protesto ile yapılması hali için öngörülen tarih, tatil gününe denk gelmişse, tıpkı poliçe ve bonoda olduğu gibi sorunun çözümüne ilişkin TTK’de düzenlemelere yer verilmiştir. Ancak TTK ve diğer mevzuat hükümleri incelendiğinde iş ve tatil günlerini ilgilendiren hükümler arasında uyumlu bir bütünlük olmadığı göze çarpmaktadır. İşte bu sebeple kıymetli evrak hukuku bakımından iş ve tatil günlerinin saptanması önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu çalışmada kıymetli evrak hukuku çerçevesinde iş ve tatil günlerine ilişkin TTK ve diğer mevzuat hükümleri ele alınmış, konu hakkındaki Yargıtay kararlarından bahsedilmiştir. Çalışmanın sonunda ise sorunun çözümüne yönelik kanaatlere yer verilmiştir.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"9 5","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-06-04","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"141387999","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"2024 YILI ARABULUCULUK ASGARİ ÜCRET TARİFESİNİN BERABERİNDE GETİRDİĞİ YENİLİKLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ","authors":"Abdulhamithan Yilmaz","doi":"10.21492/inuhfd.1432170","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1432170","url":null,"abstract":"6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu yürürlüğe girdiği ilk haliyle tamamen tarafların iradesinin ön plana çıktığı ihtiyari bir düzen ortaya koymuştur. Yıllar içinde arabuluculuk uygulamasının oluşmasıyla birlikte, mahkemelerin iş yükünü azaltmak ve toplum nezdinde müzakere kültürünü yerleştirmek amacıyla bazı uyuşmazlıklar açısından arabuluculuk dava şartı olmuştur. Ayrıca kanun koyucu, uygun gördüğü uyuşmazlıklar açısından dava şartı arabuluculuğun kapsamını genişletmektedir. Bu bağlamda özellikle dava şartı arabuluculuğa ilişkin hükümler ile yenilikler kaleme alınırken açıklığa ve mevzuat bütünlüğüne önem verilmelidir. Zira zorunlu oldukları için bir araya gelen tarafların süreç sonunda anlaşma ihtimali en ufak bir belirsizlik nedeniyle azalabilmektedir. Bu kapsamda yeni dava şartı arabuluculuk alanlarının hayatımıza girmesiyle birlikte arabuluculuk ücreti konusunda bazı soru işaretleri gündeme gelmektedir. 2024 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin, bu soru işaretlerini yeni eklenen fıkralar ile bertaraf etmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Söz konusu düzenlemelerin ne kadar başarılı olduğu ve başkaca belirsizliklere yol açıp açmadığı bu çalışmada kapsamlı şekilde irdelenmektedir.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"70 6","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-04-04","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140742723","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"VERGİ MÜKELLEFİNİN İTİBARININ UNUTULMA HAKKI KAPSAMINDA KORUNMASI","authors":"Arzu Kalyon","doi":"10.21492/inuhfd.1362880","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1362880","url":null,"abstract":"Kamu makamları, yasal bir zorunluluk olması veya kamu yararına yürütülen bir işin gerekli olması halinde vergi mükellefinin kişisel verilerini ekonomik nitelikte olsun veya olmasın işlemektedir. Kamu makamlarının vergilendirilebilir gelir ve varlıklara erişmesinde kamu yararı vardır ancak burada kamu yararı olması söz konusu verilerin yayımlanması ve ifşasında da kamu yararı olduğu anlamına gelmemektedir. Özellikle vergi mükellefinin kişisel verileri yalnızca ekonomik nitelikte değil aynı zamanda hassas nitelikte veriler içeriyorsa mükellefin itibarının korunması daha da önemli hale gelecektir. Mevzuatımızda unutulma hakkı doğrudan düzenlenmemiş olsa bile, vergi mükellefi, “vergi yüzsüzleri listesi” gibi yayımlanmış verileri var ise bunların belli bir süre sonra silinmesini talep edebilmelidir. Bunun yanı sıra, vergi mükellefleri verilerinin yayımı öncesi idare ile etkin bir işbirliği yaparak hangi verilerinin yayınlanacağı konusunda bilgilendirilmedir. Bu çalışmada, vergi mükellefinin verisinin yayımlanmamasını isteme hakkı olup olmadığı tartışılmış ve de yayımlanmış verilerin silinmesini talep etme hakkı olup olmadığı hem Türk hukuk mevzuatı hem de güncel Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde incelenmiştir.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"15 9","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-02-21","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140444862","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"AN OVERVIEW OF THE INTERNATIONAL CONVENTION ON LIABILITY AND COMPENSATION FOR DAMAGE IN CONNECTION WITH THE CARRIAGE OF HAZARDOUS AND NOXIOUS SUBSTANCES BY SEA, 2010","authors":"İzel VARAN SAMUT","doi":"10.21492/inuhfd.1379873","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1379873","url":null,"abstract":"Deniz yoluyla taşınan yüklerin %50’sinden fazlası, güvenlik açısından tehlikeli ve zararlı madde olarak değerlendirilmektedir. Farklı zehir riskleri barındıran ve katı, sıvı, gaz gibi çeşitli formlarda bulunan, paketli veya dökme halde taşınan bu maddelerin deniz yoluyla yoğun olarak taşındığı görülmektedir. Tehlikeli ve zararlı madde taşıması yapılırken herhangi bir kazanın ortaya çıkması, yaşam kaybı ve bedensel zararın yanı sıra çevre kirliliğinden kaynaklı farklı tazminat taleplerini de beraberinde getirebilmektedir. Bu sebeple konuya ilişkin uluslararası bir sözleşmenin yapılması gerekmiştir. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) öncülüğünde, 1996 tarihli Tehlikeli ve Zararlı Maddelerin Deniz Yoluyla Taşınmasına İlişkin Zararlardan Sorumluluk ve Tazminata Dair Uluslararası Sözleşme (1996 HNS) kabul edilmişse de Sözleşme yürürlüğe girememiştir. 2010 tarihinde bir protokol ile 1996 HNS, Tehlikeli ve Zararlı Maddelerin Deniz Yoluyla Taşınmasına İlişkin Zararların Sorumluluğu ve Tazminine İlişkin Uluslararası Sözleşme (2010 HNS) olarak tadil olmuştur. Üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen, Sözleşme yürürlük koşullarını sağlamadığından henüz yürürlükte değildir. Çalışmada, 2010 HNS genel olarak incelenmektedir. Ayrıca 2010 HNS’nin yürürlüğüne engel teşkil edebileceği düşünülen bazı hususlar da değerlendirilmeye alınmıştır.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"77 ","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-02-04","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140461932","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"GENEL SAĞLIK SİGORTASINDA YERSİZ ÖDEMELERİN İADESİ","authors":"Şükriye Esra Baskan","doi":"10.21492/inuhfd.1393939","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1393939","url":null,"abstract":"Anayasanın 60. maddesinde güvence altına alınmış sosyal güvenlik hakkı kapsamında belirli sosyal risklerle karşılaşan sigortalı veya hak sahipleri ile bakmakla yükümlü olunan kişilere Devlet tarafından gelir ve sağlık yardımları yapılır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 60 vd. maddelerinde ise belirli koşulların gerçekleşmesi durumunda sigortalı ya da hak sahiplerine sağlık yardımlarının yapılması öngörülmüştür. Buna karşılık söz konusu yardımlara hak hakanmak için aranan koşullar gerçekleşmeksizin Kurumca (SGK) yapılan ödemeler yersiz ödeme olarak adlandırılarak 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi kapsamında iadeye tabi tutulmuştur. Sağlık yardımlarına hak kazanma için gerekli olan genel sağlık sigortalısı olma koşulu değerlendirildiğinde, yasa gereği herkesin genel sağlık sigortalısı sayılması ilkesi karşısında yapılan ödemenin yersiz olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği tartışması ortaya çıkmış, özellikle genel sağlık sigortalısı sıfatındaki hatalı değerlendirmelere ilgilinin kötüniyetle neden olması durumunda yersiz ödemenin söz konusu olup olmayacağı tereddüt yaratmıştır. Çalışmamızda, genel sağlık sigortasında yersiz ödemelerin iadesi tartışılmış ve konuya ilişkin mevcut Yargıtay uygulamasının esasları ortaya konulmuştur.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"21 1","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-02-02","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"139869236","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"GENEL SAĞLIK SİGORTASINDA YERSİZ ÖDEMELERİN İADESİ","authors":"Şükriye Esra Baskan","doi":"10.21492/inuhfd.1393939","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1393939","url":null,"abstract":"Anayasanın 60. maddesinde güvence altına alınmış sosyal güvenlik hakkı kapsamında belirli sosyal risklerle karşılaşan sigortalı veya hak sahipleri ile bakmakla yükümlü olunan kişilere Devlet tarafından gelir ve sağlık yardımları yapılır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 60 vd. maddelerinde ise belirli koşulların gerçekleşmesi durumunda sigortalı ya da hak sahiplerine sağlık yardımlarının yapılması öngörülmüştür. Buna karşılık söz konusu yardımlara hak hakanmak için aranan koşullar gerçekleşmeksizin Kurumca (SGK) yapılan ödemeler yersiz ödeme olarak adlandırılarak 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi kapsamında iadeye tabi tutulmuştur. Sağlık yardımlarına hak kazanma için gerekli olan genel sağlık sigortalısı olma koşulu değerlendirildiğinde, yasa gereği herkesin genel sağlık sigortalısı sayılması ilkesi karşısında yapılan ödemenin yersiz olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği tartışması ortaya çıkmış, özellikle genel sağlık sigortalısı sıfatındaki hatalı değerlendirmelere ilgilinin kötüniyetle neden olması durumunda yersiz ödemenin söz konusu olup olmayacağı tereddüt yaratmıştır. Çalışmamızda, genel sağlık sigortasında yersiz ödemelerin iadesi tartışılmış ve konuya ilişkin mevcut Yargıtay uygulamasının esasları ortaya konulmuştur.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"276 1","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-02-02","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"139809414","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"REVIEW ON LENDING BASED CROWDFUNDING FROM THE PERSPECTIVE OF FINANCE LAW AND FISCAL LAW","authors":"Zeynep Müftüoğlu","doi":"10.21492/inuhfd.1365953","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1365953","url":null,"abstract":"Kitle fonlaması, temeli çok eskilere dayanmakta olup özellikle son yıllarda çeşitleri ve uygulama alanı gittikçe artmakta olan bir girişim-yatırım sistemidir. Ülkemizde uygulamanın yasal alt yapısı 2017 yılında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda kurulmuştur. Kitle fonlamasının, paya, borçlanmaya, bağışa ve ödüle dayalı olmak üzere farklı türleri bulunmaktadır. Sermaye Piyasası Kanunu’nda paya ve borca dayalı kitle fonlaması düzenlenmektedir. Ülkemizde paya dayalı kitle fonlamasının birçok verimli uygulaması bulunmakla birlikte borca dayalı kitle fonlamasının uygulama alanı bulunmamaktadır. Çalışmada, borçlanmaya dayalı kitle fonlaması yöntemi ele alınmakta; bu yöntem finansman hukuku ve mali hukuk perspektifinden disiplinlerarası bakış açısı ile incelenmektedir. Bu amaçla çalışmada karşılaştırmalı yöntem benimsenmekte, borçlanmaya dayalı kitle fonlamasının ülkemizdeki diğer yatırım araçları karşısında durumu analiz edilmektedir. Söz konusu analizin ardından borçlanmaya dayalı kitle fonlaması yönteminin tabi olduğu vergi rejimi saptanmaktadır. Yapılan analiz ve saptama sonucunda görülmektedir ki borçlanmaya dayalı kitle fonlaması ülkemiz ekonomik ortamında diğer sermaye piyasası araçları karşısında girişimci ve yatırımcıya avantajlı bir ortam sunabilmek konusunda etkin olamamaktadır. Bu yöntemi cazip kılmak için herhangi özel bir vergi düzenlemesi de bulunmamaktadır. Elde edilen bulgulardan yola çıkarak, çalışmada, borçlanmaya dayalı kitle fonlamasının daha etkin bir araç haline gelebilmesi için birtakım vergi kolaylıkları önerileri önerilmektedir.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"220 4","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-01-28","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140491324","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"SİYASİ İDEOLOJİLERİN HÜRRİYETE KARŞI SUÇLARA ETKİSİ","authors":"Alaaddin Egemenoğlu","doi":"10.21492/inuhfd.1378633","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1378633","url":null,"abstract":"İlk zamanlardan itibaren özellikle insanların devlet çatısı altında örgütlenerek toplumu oluşturdukları bir ortamda, bireylerin hürriyetlerini ne ölçüde kullanabilecekleri siyasi iktidar tarafından belirlenmektedir. Hürriyet, uygulanan siyasi rejimle doğrudan ilişkili bir kavramdır. Tarihte anarşist, liberal, faşist ve Marksist gibi bazı siyasi ideolojiler ortaya çıkmış ve hürriyet anlayışını şekillendirmiştir. Devlet otoritesini asla kabul etmeyen ve bireylerin kendi aralarında sözleşme yaparak özgürlüklerinin çerçevesini belirleyebileceğini savunan anarşist düşüncenin ceza kanunları üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Bireylerin hürriyetine yönelik ihlalleri cezalandıran ve bireyi esas alan ceza kanunları liberal hürriyet anlayışını ortaya koymaktadır. Liberal hürriyet anlayışı, hürriyete karşı işlenen suçlar bağlamında ceza kanunları üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Öte yandan bireyin hürriyetleri yerine siyasi iktidarın bekasını ve gücünü önceleyen ceza kanunları ise, faşist ve Marksist ideolojiyi benimsemektedir. Faşist ideolojide bireyler devletin çıkarları ve izni doğrultusunda belirli hürriyetlere sahip olabilirler. Marksist ideolojide ise, gerçek hürriyete ulaşmanın yolu devletin iktidarını sağlamak için demokratik hürriyetlerden vazgeçmektir. Bu ideolojiler, hürriyete karşı suçlar bağlamında ceza kanunlarını etkilemektedirler.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"43 6","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-01-17","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140505539","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"REPRESENTATION OF THE ORDINARY PARTNERSHIP IN ITS RELATIONSHIP WITH THIRD PARTIES AND APPLICATION TO MEDIATION","authors":"Ekrem Solak, Aytuğ Ceyhun Çakir","doi":"10.21492/inuhfd.1375845","DOIUrl":"https://doi.org/10.21492/inuhfd.1375845","url":null,"abstract":"Adi ortaklık, kuruluşunun basit ve kolay olmasından dolayı uygulaması en fazla olan ortaklık türlerinden biridir. Ancak adi ortaklık, tüzel kişiliği haiz olmadığından, ortaklığın hak ehliyeti bulunmamakta ve borçları ortaklar üzerinde doğmaktadır. Adi ortaklık, ortakların durumu, ortaklığın temsili, hak ve taraf ehliyeti bakımından diğer ortaklık türlerinden ayrılmaktadır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biri olan arabuluculuk, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile Türk hukuk sisteminin bir parçası olmuştur. Esasen ihtiyari olan arabuluculuk, zaman içerisinde yapılan birtakım yasal değişiklikler ile bazı uyuşmazlıklar açısından kural olarak zorunlu hale getirilmiştir. Öte yandan, karakteristik özelliklerinden dolayı adi ortaklığın arabuluculuk sürecinde nasıl temsil edilmesi gerektiği, uygulamada bazı tereddütler doğurmaktadır. Çalışmamızda, adi ortaklığın üçüncü kişilerle ilişkisinde ortaklığın temsili ve arabuluculuğa başvuru konusu ele alınmıştır. Bu kapsamda, Türk hukukunda arabuluculuğun uygulama alanının zamanla genişlemesinden bahsedilmiş ve bu doğrultuda dava şartı olarak düzenlenen zorunlu arabuluculuk hallerine değinilmiştir. Arabuluculuğun temel özelliklerine temas edilerek adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmamasının önemi ortaya konmuştur. Bu bağlamda, adi ortaklığın temsili ile ortaklığın üçüncü kişilerle ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar dolayısıyla arabuluculuğa başvuru, öğretide yer alan görüşler ve yargı kararlarıyla birlikte değerlendirilmiştir.","PeriodicalId":513837,"journal":{"name":"İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi","volume":"15 6","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-01-06","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140513063","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}