{"title":"ILO’da “Grev Krizi” ve Uluslararası Adalet Divanı Süreci","authors":"Sevinç Köse","doi":"10.54752/ct.1517550","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1517550","url":null,"abstract":"Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), insan haklarının evrimsel sırasını değiştirerek sosyal hakların uluslararasılaşmasını sağlayan üçlülük özelliğine sahip yegâne örgüttür. Örgütlenme özgürlüğünü kurucu ve Anayasal ilke olarak benimseyen ILO, denetim organlarının vermiş olduğu kararlar doğrultusunda grev hakkının örgütlenme özgürlüğünün doğasına içkin bir hak olduğunu kabul etmiştir ve bu doğrultuda 1950’lerden bu yana bir içtihat birikiminden söz edilebilir. Bu istikrarlı içtihat sonucunda grev hakkının 87 sayılı sözleşme tarafından güvence altına alındığı şeklindeki yaklaşıma, işverenlerin 1990’lı yıllarda itiraz etmeye başladıkları görülmüştür. Bu itirazların “grev krizine” dönüşmesi 2012 yılında meydana gelmiştir. ILO’nun işleyişini çıkmaza sokan, ILO denetim mekanizmasının ve üçlülük ilkesinin meşruiyetinin sorgulanmasına sebep olan sürece 2015 yılında sağlanan uzlaşı ile geçici bir çözüm üretilmiştir. 2023 yılına kadar bu uyuşmazlığın herhangi bir sosyal diyalog mekanizmasıyla çözüme ulaşmadığı gerçeğinden hareketle 2023’te “grev krizi” yeni bir dönemece girmiş ve grevin ILO sözleşmelerindeki yeri konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) başvurulmuştur. 2023 yılında grev krizinin çözümü için UAD’a yapılan başvuru ile krizin sonlanması beklenmektedir. Bu çalışmada ILO’da grev krizinin başlangıcından bugüne gelişimi ele alınacak ve 2023 krizi irdelenecektir. “Grev krizi” ve UAD başvurusu değerlendirilecektir. ILO’nun yetmiş yıllık grev içtihadının ve grev hakkının uluslararası çalışma normları bağlamında geleceğinin ne olacağı konusunda UAD’ın 2025 yılı içinde vermesi beklenen kararın rolü büyük olacaktır.","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":"50 5","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-07-10","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"141835361","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"İnsanın İnsana Ettiği: İnsandışılaştırma","authors":"Banu Açıkgöz","doi":"10.54752/ct.1517551","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1517551","url":null,"abstract":"İlk olarak savaşlar, soykırımlar, işkenceler ile ilişkilendirilerek kavramsallaştırılan insandışılaştırmanın artık incelikli bir şekilde günlük yaşamlarımızda da uygulanması bu çalışmanın yapılması için gerekli zemini oluşturmuştur. Bu araştırmada, insanlık tarihi kadar eski ancak sosyal psikoloji bilimi tarafından detaylı olarak görece çok yakın zamanlarda ele alınmaya başlanan insandışılaştırma (insanlıktan çıkarma) kavramı üzerine derinlemesine bir yazın taraması yapılmıştır. Onu insan yapan özelliklerinden arındırıp insana hayvani veya makine benzeri özellikler atfedilmesi şeklinde tanımlanabilecek olan insandışılaştırma ile ilgili en önemli sorun, insandışılaştırmanın şiddeti meşrulaştırmasıdır. Şiddet ile kast edilen yalnızca fiziksel şiddet değildir. Günümüzde kadınların, sağlık çalışanlarının, mültecilerin, göçmenlerin, yoksulların, heteronormatif kalıpların dışında cinsel yönelime sahip bireylerin maruz kaldığı şiddet vakalarının ardındaki meşrulaştırıcı gücün insandışılaştırma olduğu düşünülerek bu çalışma kurgulanmıştır. Ancak her insandışılaştırıcı eylem beraberinde şiddeti getirmediğinden, insandışılaştırmanın mağdurları belirtilen sosyal gruplarla sınırlı değildir. Yaşlılar, ev kadınları, engelliler, iş kadınları, feministler ve mavi yakalılar da insandışılaştırmaya maruz kalan diğer sosyal gruplar arasındadır. Araştırmada, öncelikle insandışılaştırmanın nasıl tanımlandığı ve teorize edildiği, ardından insanın nesneleştirilmesiyle ilişkisi, son olarak da mağdurlarının, faillerinin ve tanıklarının özellikleri anlatılmaktadır","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":"27 3","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-07-09","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"141835930","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"Avrupa Birliği 2023/970 Sayılı Direktifinde İşe Alım Sürecinde Ücret Şeffaflığı ve Türk Hukukunda Uygulanabilirliği","authors":"İrem Çeli̇k","doi":"10.54752/ct.1517558","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1517558","url":null,"abstract":"Bu çalışmada, 6 Haziran 2023 tarihinde yürürlüğe giren 2023/970 sayılı AB Ücret Şeffaflığı Direktifi’nin işe alım sürecinde ücret şeffaflığına yönelik düzenlemeleri ve bu düzenlemelerin Türk hukukunda uygulanabilirliği ele alınmıştır. Direktif AB’de cinsiyet eşitliğini sağlamak ve ücret farklılıklarını ortadan kaldırmak amacıyla oluşturulmuştur. İşverenlerin ücretlendirme politikalarını daha şeffaf hale getirmeyi amaçlayan Direktif, eşit iş ve eşit değerdeki işe eşit ücret ilkesinin hayata geçirilmesini teşvik etmektedir. Bu bağlamda işverenler, ücret bilgilerini ve politikalarını çalışanlarla paylaşmakla yükümlü kılınmıştır. Direktifin dikkat çekici bir özelliği, yalnızca çalışma süreci boyunca değil, aynı zamanda işe alım sürecini de kapsayan hükümler içermesidir. Türk iş hukukunda ise bu konuda yasal düzenlemelerin yetersizliği vurgulanmakta ve işçi-işveren arasındaki müzakere süreçlerinde şeffaflığın artırılmasının önemi üzerinde durularak bu konuda öneriler sunulmaktadır.","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":"43 9","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-07-05","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"141837581","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"Untold Struggles: Unveiling Employment Challenges Faced by Asylum Seekers in Türkiye","authors":"Bekir Güzel, Ozan Selçuk, Edip Aygüler","doi":"10.54752/ct.1461345","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1461345","url":null,"abstract":"In the 21st century, conflicts all over the world still cause people to leave their homes and/or countries and seek refuge in other countries. Due to Türkiye’s geographical location and history as a former empire, it has faced numerous requests for asylum since its founding. This research was conducted using the principles of the phenomenological approach and by interviewing 15 asylum seekers (6 of Afghanistan and 9 of Iraqi nationality) and 17 non-governmental organization (NGO) professionals working with asylum seekers in Ankara in order to delve into the challenges asylum seekers face in accessing employment and the problems in employment. Data was analysed using thematic analysis. The findings of this study are categorized into three themes: (1) Challenges faced by asylum seekers in the labour market; (2) Problems in assessing employment from a professional perspective; and (3) Common misconceptions and priority issues in the employment of asylum seekers. A total of 16 sub-themes were included under these themes. It has been determined that asylum seekers in Türkiye are forced to work in unregistered and temporary jobs, under severe conditions such as long working hours, with a salary lower than the minimum wage. It is also concluded that asylum seekers are inadequate in terms of language skills and lack of professional skills that facilitate access to the labour market; some asylum seekers cannot receive their wages from employers and they do not know any legal mechanisms that they can apply and claim their rights in such cases.","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":" 11","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-03-22","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140387280","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"Ev İçi Emek Bölüşümü: Kabuller ve Çatışmalar","authors":"Seyran Gürsoy Çuhadar","doi":"10.54752/ct.1461501","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1461501","url":null,"abstract":"Bu çalışma, eğitimli, çalışan, evli ve çocuklu kadınların ev içi emek bölüşümüne nasıl yaklaştıkları ve bu yaklaşımın iş-aile ve/veya aile-iş çatışma düzeylerini etkileyip etkilemediklerini bulgulamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın odağına çalışan, eğitimli, evli ve çocuklu kadınların alınmasının nedeni ise ücretli ve ücretsiz emek toplamına bakıldığında, bu gruptaki kadınların en dezavantajlı grup olmalarıdır. Bu bağlamda cevabı bulunmak istenen soru, bu hedef grubun ev içi emek bölüşümüne yaklaşım şekillerinin yaşanılan iş-aile ya da aile-iş çatışmasıyla bir ilişkisinin olup olmadığıdır. 700 evli, çocuklu ve çalışan kadın üzerinden yapılan nicel çalışmada, kolayda örneklem yöntemi seçilerek kadınlar öncelikle verdikleri cevaplar üzerinden gelenekçi ve eşitlikçi kadınlar olmak üzere ikiye ayrılmış ve bulgular gelenekçi kadınların eşitlikçi kadınlara göre daha az çatışma yaşadıklarını göstermiştir. Çatışmanın gelenekçi kadınlar tarafından daha az yaşanıyor olması, gelenekçi kadınların toplumsal cinsiyet rollerini daha fazla benimsemiş olmalarından kaynaklandığı şeklinde yorumlanmaktadır. Buna karşılık çatışmayı, ev içi emek bölüşümü bağlamında eşitlikçi bir tutum talep etmenin ilk koşulu olarak görmek de mümkündür. Bu bağlamda çalışmaya katılan kadınların yarıdan fazlasının eşitlikçi bir tutum sergiliyor olması, toplumsal cinsiyet eşitliği talebi açısından değerli görünmektedir.","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":"322 4","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-03-05","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140397765","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmelerinin İç Hukuka Doğrudan (Self Executıng) Etkisi ve Örnek Bir Yargıtay Kararı Üzerine","authors":"Ali Güzel, Deniz Ugan Çatalkaya","doi":"10.54752/ct.1461328","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1461328","url":null,"abstract":"Uluslararası insan hakları belgeleri, hukukun diğer alanlarında olduğu gibi iş ilişkileri açısından da çok önemli bir işleve sahiptir. Birey artık sadece vatandaşı olduğu devletin ulusal yasama organının ihdas ettiği ulusal hukukun değil; devletlerin ortak iradeleriyle ortaya çıkan, günün koşullarına göre evrilerek bireyin temel hak ve özgürlüklerine daha güçlü güvenceler sağlamayı hedefleyen uluslararası insan hakları hukukunun da bir öznesi konumundadır. Bu doğrultuda, XXI. yüzyılda işçinin temel hak ve özgürlüklerini ilgilendiren bir uyuşmazlığı çözmekle görevli ulusal yargıç, uyuşmazlığı yalnızca ulusal mevzuat ve içtihat doğrultusunda değerlendirmekle yetinemeyecektir. Gerçekten yargıç, ülkemizin standartlarına uymayı taahhüt ettiği demokratik toplumların ortak değerlerini göz ardı edemeyecek ve uluslararası insan hakları belgeleri ile bu belgelere ilişkin yorum ve içtihatlarda konunun nasıl bir yaklaşımla ele alındığını dikkate almakla yükümlü olacaktır. Bu kapsamda, Yargıtayın sendika hakkına ilişkin yakın tarihli bir kararının konuyu yeniden gündeme getirmesi üzerine bu çalışmada, Anayasa m. 90/5 uyarınca, uluslararası normların yargıç tarafından hangi koşullarda ve AİHM içtihadı ışığında hangi yorum yöntemiyle uygulanacağı üzerinde durulmuş; konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yaklaşımı da değerlendirilmiştir.","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":"34 1‐4","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-03-04","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140397894","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"Toplu İş Sözleşmesi Açısından Dirlik Borcu (Barış Yükümlülüğü) ve Dayanışma Grevinin Dirlik Borcunu İhlal Edip Etmediği Sorunu","authors":"Duygu Çelebi Demir","doi":"10.54752/ct.1461498","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1461498","url":null,"abstract":"Anayasa m.54/1 ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58/2, m.59/2 hükümleri uyarınca, Türk hukukunda grev ve lokavt ancak toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda başvurulabilecek mücadele araçlarıdır. Toplu iş sözleşmesinin imzalanmasıyla birlikte taraflar, toplu iş sözleşmesi süresince iş barışını koruma borcu altına girerler. Toplu iş sözleşmesinin tarafları, sözleşme süresince toplu iş sözleşmesi kapsamındaki konularla ilgili olarak birbirlerine karşı bir toplu iş mücadelesinde bulunmaktan kaçınır ve toplu iş mücadelesi başlamadan önce birbirleriyle müzakere eder ve toplu iş mücadelesinden kaçınılması konusunda istişarede bulunurlar. Toplu iş sözleşmesinin tarafları, barışı sağlama borcu kapsamında, toplu iş sözleşmesinin yürürlük süresince sözleşmenin içeriğini değiştirme veya işleyişini sona erdirme amacıyla doğrudan veya dolaylı şekilde grev ve lokavta başvurmama yükümlülüğü altındadır. Türk hukukunda toplu iş sözleşmesi süresince iş barışına uyma borcunun mutlak olduğunu ifade etmek gerekir. Barış yükümlülüğü açısından değinilmesi gereken bir başka konu dayanışma grevlerinin bu borcu ihlal edip etmemesi hususudur. Bu noktada toplu iş sözleşmesinin yürürlük süresi içinde ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek bazı eylemler de söz konusu olabilmektedir. Çalışmamız kapsamında dayanışma grevleri ve toplu eylem niteliğindeki bazı eylemlerin dirlik borcunu ihlal edip etmediği konuları da değerlendirilmeye çalışılmıştır.","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":"63 6","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-03-01","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140401590","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"Lower Limit Implementation on Social Security Pensions","authors":"İbrahim Demi̇rbi̇lek","doi":"10.54752/ct.1451122","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1451122","url":null,"abstract":"Çalışmada, sosyal güvenlik sisteminin iki bileşeni olan sosyal sigortalar ile sosyal yardımlar arasındaki evrilme; yaşlılık aylıklarında alt sınır uygulamasının gelişimi bağlamında değerlendirilecektir. Primli rejim olarak da adlandırılan sosyal sigortalar kapsamında yaşlılık aylığı olarak sağlanan aylıklar özelinde incelemenin yapıldığı çalışmada, aylık alt sınırları tarihsel süreç içinde dönemsel değişimler bağlamında irdelenecektir. Bu bağlamda ilgili dönem aylıkları üç değişkenle karşılaştırılarak, sosyal transferlerde alt sınır uygulamasının tarihsel süreçte geçirdiği değişim incelenecektir. Bu kapsamda yıllar itibariyle ilgili dönem aylık alt sınırlarının cari değerleri; sigorta primine esas taban, asgari ücret ve kişi başına düşen milli gelirin cari değerleriyle karşılaştırılacaktır. Böylece Türk sosyal güvenlik sisteminin 70 yılı aşkın deneyimlemesindeki alt sınır uygulamasının gelişimi ve değişimi irdelenecektir. 2000 yılına kadar ülkenin ekonomik durumu ve gelişimine bağlı olarak gerçekleşen alt sınır uygulaması, bu dönemden itibaren belirgin bir değişime uğramıştır. Bu keskin değişim, 2019 yılından itibaren götürü olarak getirilen ikinci bir alt sınırla belirginleşmiştir. Son beş yıllık yeni döneme ilişkin ikinci alt sınır uygulaması, 2000 yılında yürürlüğe konulan alt sınırın, sigortalılar ve hak sahiplerinin sosyal güvenliğini sağlamada yetersiz kaldığını göstermektedir. İkinci alt sınır uygulaması; sistemin özünü boşaltan, hak temelli yaklaşımdan uzak, “lütuf”a bağlı bir tür bağış niteliği taşımaktadır. Görünürde bireylerin yararına olduğu yanılsamasını içeren ikinci alt sınır uygulaması, klasik sosyal güvenlik sisteminin işlevlerini yitirmesine yol açmaktadır. İkinci alt sınır uygulaması, özü itibariyle sosyal sigortaların sosyal yardımla ikamesi eğilimi taşıdığından, klasik sistemi yeniden tartışılır hale getirmiştir.","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":"16 1","pages":""},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2024-02-28","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"140419250","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"The Dismissals Of \"The Peace Academics\" In Terms of Right to Work and Prohibition of Discrimination in Light of the Judgment of the Turkish Constitutional Court","authors":"Aziz ÇELİK, Murat ÖZVERİ","doi":"10.54752/ct.1364603","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1364603","url":null,"abstract":"Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca bilim insanlarının çalışma haklarını ve bilimsel özerkliklerini ortadan kaldıran çeşitli ihraçlar ve tasfiyeler yaşanmıştır. Bu çalışmada Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de üniversitelerde yaşanan toplu akademik ihraçlar/tasfiyeler kısaca ele alındıktan sonra özellikle 2016 yılı ve sonrasında yaşanan ve Barış Akademisyenleri olarak bilinen ihraçlar Anayasa Mahkemesi (AYM) ile diğer yargı kararları ışığında ve sosyal politika perspektifi ile -özellikle çalışma hakkı, ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesi bağlamında- ele alınacaktır. 
 1933 ve 1948 tasfiyeleri, 147’likler (1960), 1402’likler (1983) ve 2016’da “bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bir bildiriyi imzalayan akademisyenlerin ihraçları/tasfiyeleri ülkemiz tarihinde en bilinen akademik ihraç ve tasfiye örnekleridir. Bu büyük çaplı akademik tasfiyeler ve ihraçlar ile çok sayıda bilim insanının görevlerine son verilmiştir. 2016 yılında “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bir bildiriyi imzalayan akademisyenlerin ihraçları Türkiye tarihindeki en geniş akademik tasfiyedir. AYM söz konusu bildiriyi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiş ve suç olmadığını saptamış, çeşitli ağır ceza mahkemeleri de söz konusu bildiriyi imzalayan ve dava açılan tüm akademisyenlerin tümünün beraatine karar vermiştir. 2016 ihraçları anayasa hukuku ve ceza hukuku açısından sonuçlanmış olsa da bu ihraçların yarattığı hak ihlalleri (çalışma hakkı, ücret hakkı, sosyal güvenlik hakkı, bilimsel faaliyet hakkı) devam etmektedir. İhraç edilen akademisyenler yargı kararlarına rağmen işlerine dönememiştir. 
 Bu ihraçların sadece ifade özgürlüğü değil aynı zamanda sosyal politikanın da konusu olduğu kanaatindeyiz. Bu çerçevede çalışma, sosyal politikanın önemli kavramları olan çalışma hakkı ve ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesini esas alacaktır. Çalışma hakkı ihlali gerek sosyal politika öğretisi ve gerekse ulusal ve uluslararası hukuksal düzenlemeler ve uygulamalar çerçevesinde ele alınacaktır. Çalışmada akademik ihraçlar ulusal ve evrensel hukuk kuralları ile başta AYM olmak üzere ilgili yargı kararları açısından değerlendirilecektir. AYM kararlarının anayasal bağlayıcılığına rağmen devam eden hak ihlalleri irdelenecektir. Çalışma, karşılaştırmalı tarihsel yöntemi esas alarak, arşiv kayıtlarını ve belgeleri, yargı kararlarını konu ile ilgili teorik çerçeveyi birlikte değerlendiren dokümanter ve keşfedici bir yaklaşımla kaleme alınacaktır.","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":"87 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-22","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"136062265","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}
{"title":"Pandemide Enformel İlişkiler ve Güvencesiz Çalışma: Müzisyen Emeğinin Sahadaki İzleri","authors":"Batuhan ERSÖZ","doi":"10.54752/ct.1364612","DOIUrl":"https://doi.org/10.54752/ct.1364612","url":null,"abstract":"Çalışma yaşamına ilişkin birçok nokta Covid-19 salgınıyla birlikte dönüşmüş, salgının farklı ekonomik sektörlerdeki yansımaları emek açısından sorunlu bir tablo ile karşılaşılmasına neden olmuştur. Bu alandaki etkiler bütün sektörler için homojen bir nitelik sergilememiş, özellikle enformel çalışmanın yaygın olduğu belirli hizmet alanları için salgının emek üzerindeki etkisi güvencesiz çalışma pratikleri ve sosyal koruma mekanizmalarının dışında konumlanma neticesinde çok daha yıkıcı olmuştur. Bu çalışma çerçevesinde de yarı-yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla yaratıcı sektörler içinde faaliyet gösteren müzisyenlerin salgına bağlı olarak değişen çalışma ilişkilerine ve koşullarına odaklanılmaktadır. Çalışma neticesinde pandeminin, müzisyenler açısından, çoğunlukla enformel çalışmanın sektörel bir norm olması sonucunda deneyimlenen ancak görünmez olan güvencesizliği net bir şekilde açığa çıkardığı görülmektedir. Çalışmanın enformel niteliği nedeniyle sosyal koruma mekanizmalarının dışında konumlanma müzisyenlerin salgın sürecinde yaşadığı iş ve gelir kaybına ilişkin sorunların derinleşmesini beraberinde getirmektedir. Bununla birlikte müzisyenler tarafından pandeminin etkilerini azaltmak amacıyla dijitalleşme ekseninde yeni çalışma ve iletişim biçimleri de kurgulanmaktadır. Sonuç olarak pandemi süreci müzisyenler özelinde “sanatçı” olmak ile “emekçi” olmak arasındaki geçişkenliği net bir şekilde ortaya çıkarmakta, enformel ilişkiler ekseninde şekillenen çalışma yaşamı, müzisyenler açısından güvencesizliği bir ortak kesene dönüştürmektedir","PeriodicalId":495399,"journal":{"name":"Çalışma ve toplum","volume":"28 1","pages":"0"},"PeriodicalIF":0.0,"publicationDate":"2023-09-22","publicationTypes":"Journal Article","fieldsOfStudy":null,"isOpenAccess":false,"openAccessPdf":"","citationCount":null,"resultStr":null,"platform":"Semanticscholar","paperid":"136061437","PeriodicalName":null,"FirstCategoryId":null,"ListUrlMain":null,"RegionNum":0,"RegionCategory":"","ArticlePicture":[],"TitleCN":null,"AbstractTextCN":null,"PMCID":"","EPubDate":null,"PubModel":null,"JCR":null,"JCRName":null,"Score":null,"Total":0}